Matematik soyut bir bilim dalı olduğundan,toplum matematiği dolaylı olarak kullanır. Bu yüzden,matematikçinin yaşadığı süre içinde yaptıklarının pratiğe dönüştüğünü,kullanıldığını görme olanağını bulması çok zordur ve bir matematikçi hiçbir zaman çok zengin olamaz.Belirli bir çevre dışında üne kavuşamaz.Matematikçi için Nobel ödülü de yoktur (acaba neden?) .Yüzyılın teoreminin ispatlanmasına karşın bunu çok sınırlı bir cevre bilir.Peki neden hala matematik yapılıyor? Sevgiden,tutkudan yada bilinmeyene olan meraktan denebilir.Ancak,bunun cevabı insanları araştırmaya yönelten nedenlerde yatmaktadır.İnsanlar entellektüel merak,profesyonel saygınlık ve başarı için araştırma yaparlar.Bütün bunları elde etmekte matematikçiler çok daha şanslıdır.Başka hiçbir alanda gerçekler aynı ölçüde şaşırtıcı oyunlar oynamaz.Matematikte çok incelikli ve büyüleyici teknikler vardır.Daha da önemlisi,matematiksel sonuçlar başka bilim dallarına göre en kalıcı olanlarıdır. Örneğin,fizikte kütlelerin devinimine ilişkin Aristo’nun (M.Ö. 384-322) düşünceleri ile Galileo (1564-1642) ve Newton’nun (1642-1725) düşünceleri tamamen farklıdır,Einstein’ın (1879-1955) görelik kuramı ise, Newton’un devinim yasaları için de geçerli olmasına karşın kapsamı genişlemiştir.Buna karşı, matematikte “asal sayılar sonsuzdur” teoremi doğrudur, ispatı heyecan vericidir ve bu teorem Öklit (M.Ö. 300) tarafından ispat edilmiştir. Kişisel tatmin de önemlidir.Çünkü,bir satranç problemini çözmek ilginçtir ama sonuçta bu bir matematik problemidir.Ancak,bir teoremi ispatlamak oyunun ta kendisidir.

 Büyük matematikçimiz Cahit Arf “Bilim,doğayı algılama çabasıdır” demiştir. Bütün çabaya karşın,doğada çok bilinmeyen şey var.Bilmediği şey insanı çeker.Bilmediğiniz yeni bir konuya başlarken “bu güne kadar öğrendiklerim kolaydı asıl zorluk işte şimdi başlıyor”  dersiniz.Ancak,konu bittiğinde,doyumsuzluk bitmez ve  başka zorluklar sizi çeker.Aslında,insanın aradığı zorluk şudur: Hem zorluğu yeneyim hem de zorluk yine olsun.

Matematik gibi soyut bilimlerde bu hep vardır ve bu yüzden, düşünen insan soyut bilime yönelir.Ama soyutta “kural dışı” yoktur ,sadece mantık vardır.Bu nedenle de yenilemeyecek hiçbir zorluk yoktur.Toplumlar arasında büyük bir gelişmişlik ve teknoloji üretme yarışı var.Sadece teknoloji tüketerek üstünlük sağlanamaz.Üretmek,olgularla yetinmeyip ispat etmek gerekir.Bizim Nasrettin hoca pek tatlıdır;ceviz başına düşer,balkabağı tarlasına bakıp “şükürler olsun” der.Newton için anlatılan benzer fıkra ise, aynı biçimde bitmez; Newton “elmalar düşer” diye bir olguyu değil yerçekimi yasasını ortaya atmıştır. Elmayla yerçekimi yasası arasındaki süreç matematiktir. Yerçekimi yasası biliniyorsa,nasıl yenileceği bilinir ve uzay çağı yakalanır.Yani,işin aslı matematiksel düşüncedir.